İnsanlık kırılganlaşacak mı?

Varoluş itibarı ile kaos içinde gelişen insanlık, bugünkü yapısına evrildi. Kaos ortamındaki çatışmalı yaşam biçimi, birbirini yok edebilmenin eşitliği çerçevesinde güvence arayışıyla daha düzenli bir yaşam biçimine dönüştü. Yani bu demek oluyor ki, “Ben seni öldürmeyeceğim, sen de beni öldürme” diyerek anlaşan insanlık, anlaşmayı keşfetti. Çünkü insan, insanın kurduydu….

Devlet ve rıza imalatı

Antlaşmayı yönetebilecek bir yapı nihayetinde devlet-ulus ilişkisi ve uluslararası ilişkiler ortaya çıktı. Devlet ise gücünü toplumun ona gösterdiği rızadan, toplum ise gücünü devletin verdiği güvenden alıyordu.

Böylece devlet, görevlendirilmiş kişiler aracılığı ile kimin haklı kimin haksız olduğuna karar veriyor ve iki tarafın da haklarını koruma görevini üstlenip, tarafların kendisine rıza göstermesini sağlayarak gücünü gösteriyordu.

Günümüzde de böyledir; adalet, ahlak, nezaket, dürüstlük gibi erdemler ile ayakta durmaya çalışan bir insanlık formülü var ve bu formülün temelleri üstünde işleyen bir yönetim modeli; kanunlar, haklar, mahkemeler ve benzerleri…

İnsan, vatandaşı olduğu devletin güvencesini tatmin edici bulunca rıza gösterir ve devleti için canını bile verir. Bakınız; asker olmak, polis olmak, devlet için istihbarat personeli olmak.

Toplumun bu sevgisi ve rızası ise devletin elindeki en büyük güçtür.

İnsanlığın sığındığı ve güç aldığı, kendisini huzurda ve güvende hissettiği bu sistemde sevgi ve rıza göstermesi şart olmasa bile sistemin içinde yaşamına özgür devam edebilmesi insanın elindeki en büyük güvencedir. Çünkü kanunlar herkesi korumak için vardır.

Din açısından insanlık

Bir diğer güvence ve güç alma kaynağı ise inançdır. İnsan korktuğunda sığındığı ilk yer inancıdır. Kutsal kitaplarda yazanlara güvenirler ve kötü günlerin bir an önce bitmesini ümit ederler. Ve Allah’ın onları kurtaracağından emin şekilde dua edip yardım istemeye devam ederler.

Burada kişilerin inançlarına göre ibadet şekilleri ve yaratıcı değişebilir ancak yardım isteme, güvenme ve umut bulma aynıdır.

Salgın dönemlerinde dini alıntılar ve geçmişte yazıldığı iddia edilen, salgın dönemlerinde başka felaketlerin de olacağını söyleyen yazılar ile insanlığın kafası karıştırılıyor.

Gerçekleşmeyen bu iddialar ise zayıf olan insanların inançlarına şüphe tohumları ekiyor.

Peki bu sistemde insan nasıl kırılganlaşır?

Kırılganlıktan kastettiğim şey, geçmişten gelen ve geleneklerle donatılmış olan bugünkü insanlık yapısının yeniden dizayn edilebilmesi için mevcut sistemin devre dışı bırakılarak, yeniden şekillendirilmeye hazır hale gelme süreci.

İnsanlar yüzyıllarca beraber yaşadılar, paylaştılar ve iletişim içerisinde kaldılar. Teknoloji geliştikçe ve zaman ilerledikçe, sonradan gelen nesiller bireyselleşmeyi tercih ederek gün geçtikçe bencil insan modeli ortaya çıktı ve toplumsal hareketler bireysele dönüştü.

Böylece insanlar kırılganlaşmasa bile insanlık-toplum ayrışması oldu.  Bu yeni sistemin ilk aşamasıydı. Yani bireysel düşünce, hareket daha fazla hakim oldu. Paylaşım azaldı. Böylece insanın kendini koruma refleksleri sertleşti. Yine insan insanın kurdu konumuna gelerek, insanlık kendi türü için bir tehdit olmaya devam etti.

Şimdi ise covid-19 gibi salgın hastalıklarla sosyal mesafe refleksi kazandırılıyor ve aile içine kadar bir bireyselleşme söz konusu.

Öyle ki bu bireyselleşme evliliklere, ilişkilere yansıyarak üreme endişesine de neden olabilir ve bu da küresel nüfus artışında azalmaya sebebiyet verebilir.

Belki de bu hesaplanmış bir projedir.

Devletler sağlık hizmetlerinde yetersiz kaldı, bu da toplumun devlete olan rızasının ve güven duygusunun azalmasına neden oldu.

Sokağa çıkma yasağı, evden çalışma gibi uygulamalar nedeniyle işsiz kalanlar da devlete rıza göstermeyi bırakarak, geçinebilme endişesiyle güvende hissetmemeye başladı. Böylece devlete olan inancı ve güveni sarsıldı, yalnız hissetmeye başladı. Bu da insanları bireyselliğe itti.

Son aşama ise güvenlik. İnsanlar açlıktan ve geçim sıkıntısıyla yağmaya başlayınca devletin emniyet birimlerinin yetersizliği de salgın hastalık kadar olmasa da can ve mal kaybına neden olabilecek bir potansiyele sahip. Bu nedenle toplumun devlete küsmesi ve kendini güvende hissetmemesi, panik yapmasına ve onu güvensiz hissederek tekrar kaos ortamına itilmesine neden olacak. Yani bir kırılganlık durumu ortaya çıkacak. Güç dengeleri devlet-toplum arasında değil, toplum-toplum arasında olacak.

Uzaylılar Meselesi

Son zamanlarda UFO görüldüğü iddiaları, uzaylıların geldiği ve altın aradığı iddiaları var. Peki uzaylılar gerçekse hangi dine inanıyorlar?

Bu sorunun cevabı ne kadar inandırıcı olacak? Ve insanlık neye inanacak.  Bunun gibi durumlarla inanç sistemini kaldırarak veya zayıflatarak insanların güvende hissedebileceği başka bir ortam daha yok edilecek.

Peki bütün bunlar, bu kırılganlık neye yarayacak?

İnsanlık nesiller sonra bireyselleşme sürecine girmişti, şimdi ise bu süreç tamamlanma aşamasına yaklaştı.

Özelikle eski nesillerin; yaşlıların mevcut covid-19 sebebiyle yaşamını kaybetmesi de genç nüfusa bilgi aktarabilecek yaşlı nüfusun azalmasına neden oluyor. Böylece genç nüfus, birilerinin kendi istediği bilgilerle donatılmasına imkan veriyor.

Hastalıklar, kaos, çatışmalar, güvensizlik insanlığı karanlık bir çağa itecek ve nüfus olabildiğince indirgenecek.

Mevcut inançlar zayıflatılacak ve insanlığı tek tip inancın rızası altında toplama amacıyla yeni bir yönetim/güç modeli inşaa edilecek.

İnsanların ellerinden alınan güvenli sistemlerin yerine yenisini koyma ihtiyacı kullanılacak.

Yani birileri neyin doğru, neyin yanlış olduğuna kendisi karar verecek. Belki de böylece, nesiller sonra kimlerin üreyebileceği, kimin kimle evlenebileceği, hatta belki de bütün bunlar çipleme ile beraber kimin ne kadar yaşayacağına karar verme gücüne sahip olmaya kadar gidebilecek.

Çünkü insanlar hasta olma korkusuyla aşı olmaya koşarak gidecekler, çip takılma şartı olsa bile.


Bağışıklığı olanlar ise bu sistemin kurucuları tarafından kobay olarak kullanılabilir.
Hatta bu bağışıklık kazanmış insanlar diğerleri tarafından ihbar edilebilir ve sistemin kurucuları tarafından ihbar edenler ödüllendirilebilir.

Çünkü kaos ortamında insan insanın kurdu olacak. Yıllar önce olduğu gibi.

Yüksek ihtimalle de bağışıklık sahibi olanlar büyük tehdit olarak görülecek çünkü umut, bu sistemin en büyük düşmanı olacak. İnsanların umut etmesi ve tekrar inanması istenilecek en son şey olacak.

Dijitalleşme Etkisi

En önemli konulardan olan birisi de teknolojinin getirdiği dijitalleşme.

İletişimin oldukça hızlanmasıyla dünya bambaşka bir çağa geçmiş oldu, örneğin elektronik posta yolu ile saniyeler içerisinde yazı gönderip yazı alabiliyoruz. Aynı şekilde akıllı mobil telefonlar ile anında görüntülü konuşma yapıp veya anında mesajlaşabiliyoruz.

İnsanlar teknoloji ile içiçe geçirilmiş bir hayata adapte edilmiş hale geldiler. Alışverişlerini dahi internet üzerinden yapan insanoğlu, psikolog, psikiyatrist ve diyetisyen gibi hekim görüşmelerini de uzaktan görüntülü konuşma teknolojisi ile yapabiliyor.

Covid-19 salgını nedeniyle evlerine kapanan insanlar, bu dijital hayata daha da bağlı hale geldi.

Öyle ki, Covid-19 virüsunun çıkış yeri olan Çin Halk Cumhruiyeti’nde insansız gıda satan büfe otomasyonları kuruldu. Küçük bir marketin içinde bir robot müşterisi için alışveriş yapıp ürünleri getiriyor.

Bu dijitalleşme sürecinde daha hızlı iletişime geçilebildiği gibi insanlar daha hızlı manipüle de edilerek istenildiği şekilde yönlendirilebiliniyor.

Böylece İnsanlık, kontrolü mümkün dijital bir sürüye dönüşme potansiyeline de sahip olmuş oluyor.

Günümüz sosyal medyasındaki yalan bilgilerin
nasıl bir refleks oluşturduğu bunun somut bir örneği olabilecek nitelikte
.

Dijitalleşme ile çalışma şekilleri ve koşullarının değişimi:

Evde kalarak uzaktan çalışma modeliyle sokakların boş kalmasıyla çevre kirliliği oldukça azaldı.

Bu durum beraberinde yeni iş modelleri getirecek ve belki de sonraki nesiller Çin’deki otomasyon gibi akıllı robotların olduğu insanız alışveriş mağazaları ile karşılaşabilirler.

İnsanlar hasta olma korkusuyla çipli aşı olmaya koşarak gidecekler ve dijital ortamda sağlık bilgileri depolanacak, hastalıkları, bağışıklıkları ve riskleri katagorize edilerek, kimin ne kadar yaşayacağına, kimin tedaviye değer olduğun ve hatta kimin evlenip, kimin üreyebileceğine kadar karar verebilecek bir sistem doğacak

Tek tip yeni insan modeli

Bugüne kadar olanlar

  • Avrupa Birliğinin sarsılması,
  • ABD gibi bir güç odağının ekonomik ve sosyal anlamda büyük kayıplar vermesi,
  • Kağıt paranın dijitalleşme süreci
  • İnsanların birbirinden uzaklaşması ve eve kapanması
  • Yaşlıların hızla ölmesi ve genç nüfusun geçmişten habersiz kalması, tarihsel yaşamın aktarılması sekteye uğruyor.
  • Özgürlüğü kısıtlanmış, güveni ve inancı sarsılmış, umutsuz, karamsar bir insanlık oluştu.
  • Devletler güçsüzleşti ve yardıma ihtiyaç duyar hale geldi.
  • Toplumlar devlete sırt çeviriyor ve endişe içinde, yönetim sistemleri çatırdıyor.
  • Eve kapanan insanlar daha fazla dijitalliğe maruz kaldı, dijital konferanslar, uzaktan eğitimler, kameralı konferanslar…
  • Petrol değer kaybetti.
  • Suyun önemi arttı.
  • Küresel Ekonomik Kriz
  • Küresel çapta medikal ihtiyaçlar…
  • Sermayeler el değiştirdi…
  • Bill Gates gibi CEOlar istifa etti.
  • Küresel işsizlik sayıları arttı

Yanıtla

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.